"Sistemler kendisini oluşturan birimlerin toplamından daha büyüktür."

14 Mayıs 2016 Cumartesi

Çatışma ve Tehditlerin Enerji Güvenliğine Etkileri

21nci yüzyılda bir önceki yüzyılın sonlarında dünya üzerinde meydana gelen değişimler etkili olmuş özellikle Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğinin dağılması ile oluşan küresel güç boşluğu güvenlik politikalarında paradigma değişimine yol açmıştır. Dünya nüfusunun artması, hızlı kentleşme ve meta tüketim hızının görülmemiş düzeyde artması enerji tüketimini artırmış dolayısı ile de enerji kaynaklarının kontrolüne yönelik güç çekişmesinde artışa neden olmuştur.

Bu gelişmeler ışığında küresel güvenliği tehdit eden çatışmaların doğasında da bir önceki yüzyılın tamamı ile mukayese edilince farklılıklar ve değişimler meydana gelmiştir. Günümüzde çatışmaların boyutu insan ve kullanılan silah ve yöntemler bakımından değişikliğe uğramıştır.

Bu yüzyılın başlarındaki, küresel güvenlik ortamının asimetrik ve karmaşık yapısı şu şekilde özetlenebilir: Önceden devletler esas aktörken El Kaide ve IŞİD gibi herhangi bir milliyeti olmayan büyük terör gruplarının bölgesel ve küresel etkileri ortaya çıkmıştır. Küresel güvenliği etkileyen terörizme  ilave olarak mikro milliyetçilik ve bunun sonucu etnik savaşlar, inanç temelli çatışmalar yerel kalmayarak tüm dünyayı infiale uğratacak yıkımlara sebebiyet vermeye başlamıştır. Tüm bu güvenlik dönüşümünü istismar edecek şekilde “Vekalet Savaşları” gibi  büyük güçlerin birbiri ile savaşmadan güçlerini aracılar vasıtasıyla denedikleri ve kendi çıkarlarına uygun olarak hedef bölge veya ülkeyi şekillendirdikleri yeni çatışma yöntemleri belirmiştir. Bu yeni güvenlik ortamının ortaya çıkardığı karmaşanın etkilerini azaltmak maksadıyla “barışı destekleme” gibi “temelinde bölgesel barışı” esas alan söylemlere dayanan müdahaleler önem kazanmıştır. Devlet inşasını amaçlayan bu girişimler kısmen hedefine ulaşsa da Afganistan, Irak gibi devletleşme sürecini tamamlayamayan ülkelerde istikrarsızlığın sürmesi ile bölgesel ve küresel güvenlik daha karmaşık tehditlere maruz kalmaya devam etmiştir. Yine bu dönemde bireysel bazdan tutun da grupların, terör örgütlerinin ve örtülü de olsa ülkelerin kolaylıkla kullanabildikleri ve hedeflerini silah kullanmadan dize getirebilecekleri siber saldırıların şekillendiği siber uzay boyutu bu yüzyılın en büyük tehditlerinden ve çatışma ortamlarından birini teşkil etmektedir. Bütün bu çatışma çeşitliliğine ve tehditlere geçen yüzyılda Birleşmiş Milletler gibi uluslararası örgütler ile kısmen çözüme ulaşılırken bu yüzyılda uluslararası çözüm süreçleri tıkanmış gözükmektedir.

Günümüz çatışmalarının özellikleri; orduların yanında özelleştirilmiş unsurların kullanılması, asimetrik yaklaşım ve etkiler, savaşanların çeşitliliği, organize suç örgütlerinin varlığı ve etkisi, daha çok bilgi harekatı tekniklerinin kullanılması, devlet dışı aktörlerin varlığı, finansal desteğin çeşitliliği ve örtülülüğü, saldırı hızı, kesinlik ihtiva eden ataklar, daha çok sivil savaşan olması ve buna mukabil daha çok sivilin etkilenmesi, zorunlu göç etkisi, ikincil etkileri olarak medya ve sosyal medyanın yoğunlukla kullanılması olarak gösterilebilir.

Dünya nüfusundaki artış, neoliberal serbest pazar etkisi, OECD ülkeleri dışındaki ülkelerin enerji talebindeki hızlı yükseliş, teknolojideki gelişmeler enerji tüketimini artırmış, enerji kaynaklarının dünya üzerindeki asimetrik dağılımı nedeniyle enerji kaynaklarını kontrol etmek bu yüzyılın ana çekişmesi olarak ortaya çıkmıştır. Geleceğe yönelik enerji ihtiyacı projeksiyonlarında, örneğin 2035’de ihtiyacın %50 artacak olması, AB’nin 2030’da doğal gaz ihtiyacının %85’ni ithal edecek olması gibi katlanarak giden artış senaryoları ülkeleri paniğe sevk ederken enerji güvenliğine yönelik faaliyetlerin artmasına neden olmuştur (Çelikpala, 2014). Şu anda gelişmiş ülkelerdeki kişi başına petrol tüketimi yıllık 14 varilken bu durum gelişmekte olan ülkelerde 3 varil civarındadır. Tüketim hızla artmakta olduğundan 3 varilin 6 varil ortalamaya çıkması devasa bir ekonomi yaratacaktır (Yergin D. I., 2011).

1990’lardan önce enerji güvenliği sadece enerji çeşitliliği ve devamlılığı iken, bu tarihten sonra İran-Irak Savaşı, Irak’ın Kuveyt’i işgali ve Körfez savaşı gibi çatışmalar, dondurulmuş çatışma modelleri ile istikrarsızlık yaratmaya yönelik siyasi yaklaşımlar, Asya ekonomik krizi gibi petrol fiyatlarını bir anda artıran ekonomik krizler, çevresel faktörler ile doğal afetler de enerji güvenliği kavramı içerisinde değerlendirilmeye başlanmıştır (Çelikpala, 2014).

2006 yılında Rusya’nın AB giden doğalgazı Ukrayna üzerinden kesmesi ile başlayan kriz enerji güvenliğinde paradigma değişikliğine sebep olmuş, kavrama enerji güvenliğinin jeostratejik ve jeopolitik boyutları da eklenmiştir. Çatışmaların ve tehditlerin doğasındaki bu değişim doğal olarak enerji güvenliğini de doğrudan etkilemektedir.

Günümüzde enerji güvenliği aşağıdaki etapların tamamının güvenliğini kapsamaktadır. Enerjinin akış etapları (Saygın, Uluslararası Enerji Politikaları ve Güvenliği, 2016):
-Enerji kaynakları,
-Ulaştırma,
-Enerjinin dönüşümü,
-İletim ve dağıtım,
-Enerji kullanımı.

Yukarıda sayılan akış etaplarından herhangi birinde yaşanacak aksama, akışın kesilmesine ve azalmasına sebebiyet vereceğinden enerji fiyatlarının dalgalanmasında doğrudan etkili olacaktır. Böylece ihtiyaç miktarının, zamanında, makul fiyatla tüketiciye ulaşımı etkilenmiş olacaktır. Enerji akış etaplarının güvenliği, enerji güvenliği demektir ve yüzyılımızda buna yönelik tehditler; terör (küresel ve bölgesel terör örgütleri, radikal dinci hareketler, istihbarat örgütlerinin dolaylı terörü), hırsızlık, siber saldırı, doğal afetler, finansal kriz, zayıf yönetime sahip ülkeler, iç çatışmalar, iklim değişikliği ve çevresel felaketler, kaynak ve aktarımın olduğu bölgelerdeki siyasi istikrarsızlıklar ve çatışmalar ve enerjinin silah olarak kullanılmasıdır.


Tüm bu tehditler enerji güvenliğinin yeniden değerlendirilmesini ve buna yönelik yaklaşımların da bu çerçevede güncellenmesini gerektirmektedir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı