Bu güne kadar yapılan seçimler incelendiğinde insanların oy tercihlerini neye göre yaptıklarına dair bir çok istatistik tutulmuş ve bu konu üzerinde çok tartışılmıştır. Genelde eğilimlerde sosyal kimliğin ön plana çıktığı görülmektedir. Sosyal kimlikten kasıt, adayların etnik kimliği, ait olduğu ekonomik sınıf, ırkı, cinsiyeti ve hangi inanç sistemini benimsediğidir. Seçmen de bu sosyal kimlik tanımlamalarından hangisini kendisine yakın görürse ona göre oy tercihini kullanmaktadır.
Bu sadece gelişmemiş ülkelerde değil, gelişmekte olan ve gelişmiş ülkelerde de bu şekilde olmaktadır. ABD’den örnek verecek olursak, 1960 yılında John F. Kennedy Katoliklerin % 78’inin oyunu alarak ilk Katolik ABD başkanı olarak seçilmişti. Obama 2008 de yapılan seçimlerde Afrika kökenli Amerikalıların % 95’inin, 2012 de ise % 93’ünün oyunu alarak iş başına geldi. Rakibi Hillary Clinton kadın oylarının çoğunu almasına rağmen siyahi kadın oyları Obama’ya gidince seçimde başarılı olamamıştı. Buradan da etnik kimliğin sosyal kimlik önceliğinde cinsiyet kimliğinden önde geldiği anlaşılabilir. Sosyal kimlikte de bir önceliğin olduğu ve bunun derecelendirilmesi ayrı bir araştırma konusudur.
Ülkemizde yapılan seçimlerde de buna benzer eğilim ve tercihlerin seçimlerin kaderinde belirleyici olduğu görülebilir. 2002 den beri iktidarda olan AKP’nin dini kimlik üzerinden yürüttüğü strateji başarı kazanmıştır. Türkiye’de yaşayan nüfusun %99’unun dininin İslam olması ve Anadolu’da yaşayan nüfusun büyük bir çoğunluğunun sosyal kimliğini tanımlarken dini kimliğini etnik kimliğinden önce tanımlaması bu stratejinin uygulanmasını kolaylaştırmıştır.
Son yapılan 7 Haziran ve 1 Kasım seçimlerinden Kürt etnik kimliği üzerinden politikalarını belirleyen HDP’ye oy veren vatandaşların büyük bir çoğunluğu da, partinin programın ne olduğuna bile bakmadan etnik kimliğine yakın olduğunu düşündüğünden tercihini bu yönde kullanmıştır.
Kısacası nerede olursa olsun politik tercihlerin belirlenmesinde bu güne kadar daha çok sosyal kimlik etkili olmuştur. Ancak teknolojinin hızla gelişmesi ve tüm hayatımızı etkilemeye başlaması ile düşünce sistemimiz dolayısı ile de politik tercihlerimiz sosyal kimliğimiz dışında başka bir unsurun etkisi altına girmeye başlamıştır. Bu da sosyal medya dediğimiz kavramdır. Artık olan bitenler anında cep telefonlarımıza, tabletlerimize ve bilgisayarlarımıza gelmektedir. Sosyal medya gelişen olayları süratle öğrenmemizi sağlamaktan ziyade aynı anda kendi düşüncelerimizi de paylaşabildiğimiz tek taraflı değil çok taraflı interaktif bir iletişim sağlamaktadır. Bu tür iletişim insanların tartıştıkları konunun daha fazla içine girmesine ve sahiplenmesine neden olmaktadır. Yani düşüncelerin geliştirilmesi ve sahiplenilmesi konusunda pozitif bir etki yaratmaktadır.
Daha önce davranışları ve tercihleri sosyal kimlik bir nevi kanalize ederken artık sosyal medya üzerinden paylaşan, düşünen ve etkilenen insan tercihlerini buna göre yapmaya başlamıştır. Şimdi yaklaşan ABD başkanlık seçimlerinde sosyal medyanın daha fazla etkili olacağı tartışılmakta ve beklenilmektedir. Başkan adayları bu konu üzerine daha fazla yatırım yapmaktadırlar. Sonuçlarını bekleyip göreceğiz. Bakalım sonuçlar bizim tezimizi doğrulayacak mı?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder