21nci yüzyılda bir önceki yüzyılın sonlarında
dünya üzerinde meydana gelen değişimler etkili olmuş özellikle Sovyet Sosyalist
Cumhuriyetler Birliğinin dağılması ile oluşan küresel güç boşluğu güvenlik
politikalarında paradigma değişimine yol açmıştır. Dünya nüfusunun artması,
hızlı kentleşme ve meta tüketim hızının görülmemiş düzeyde artması enerji
tüketimini artırmış dolayısı ile de enerji kaynaklarının kontrolüne yönelik güç
çekişmesinde artışa neden olmuştur.
Bu gelişmeler ışığında küresel güvenliği tehdit
eden çatışmaların doğasında da bir önceki yüzyılın tamamı ile mukayese edilince
farklılıklar ve değişimler meydana gelmiştir. Günümüzde çatışmaların boyutu insan ve
kullanılan silah ve yöntemler bakımından değişikliğe uğramıştır.
Bu yüzyılın başlarındaki, küresel güvenlik
ortamının asimetrik ve karmaşık yapısı şu şekilde özetlenebilir: Önceden
devletler esas aktörken El Kaide ve IŞİD gibi herhangi bir milliyeti olmayan
büyük terör gruplarının bölgesel ve küresel etkileri ortaya çıkmıştır. Küresel
güvenliği etkileyen terörizme ilave
olarak mikro milliyetçilik ve bunun sonucu etnik savaşlar, inanç temelli
çatışmalar yerel kalmayarak tüm dünyayı infiale uğratacak yıkımlara sebebiyet
vermeye başlamıştır. Tüm bu güvenlik dönüşümünü istismar edecek şekilde
“Vekalet Savaşları” gibi büyük güçlerin
birbiri ile savaşmadan güçlerini aracılar vasıtasıyla denedikleri ve kendi
çıkarlarına uygun olarak hedef bölge veya ülkeyi şekillendirdikleri yeni
çatışma yöntemleri belirmiştir. Bu yeni güvenlik ortamının ortaya çıkardığı karmaşanın
etkilerini azaltmak maksadıyla “barışı destekleme” gibi “temelinde bölgesel
barışı” esas alan söylemlere dayanan müdahaleler önem kazanmıştır. Devlet
inşasını amaçlayan bu girişimler kısmen hedefine ulaşsa da Afganistan, Irak
gibi devletleşme sürecini tamamlayamayan ülkelerde istikrarsızlığın sürmesi ile
bölgesel ve küresel güvenlik daha karmaşık tehditlere maruz kalmaya devam
etmiştir. Yine bu dönemde bireysel bazdan tutun da grupların, terör örgütlerinin
ve örtülü de olsa ülkelerin kolaylıkla kullanabildikleri ve hedeflerini silah
kullanmadan dize getirebilecekleri siber saldırıların şekillendiği siber uzay
boyutu bu yüzyılın en büyük tehditlerinden ve çatışma ortamlarından birini
teşkil etmektedir. Bütün bu çatışma çeşitliliğine ve tehditlere geçen yüzyılda
Birleşmiş Milletler gibi uluslararası örgütler ile kısmen çözüme ulaşılırken bu
yüzyılda uluslararası çözüm süreçleri tıkanmış gözükmektedir.
Günümüz çatışmalarının özellikleri; orduların
yanında özelleştirilmiş unsurların kullanılması, asimetrik yaklaşım ve etkiler,
savaşanların çeşitliliği, organize suç örgütlerinin varlığı ve etkisi, daha çok
bilgi harekatı tekniklerinin kullanılması, devlet dışı aktörlerin varlığı,
finansal desteğin çeşitliliği ve örtülülüğü, saldırı hızı, kesinlik ihtiva eden
ataklar, daha çok sivil savaşan olması ve buna mukabil daha çok sivilin
etkilenmesi, zorunlu göç etkisi, ikincil etkileri olarak medya ve sosyal
medyanın yoğunlukla kullanılması olarak gösterilebilir.
Dünya nüfusundaki artış, neoliberal serbest
pazar etkisi, OECD ülkeleri dışındaki ülkelerin enerji talebindeki hızlı
yükseliş, teknolojideki gelişmeler enerji tüketimini artırmış, enerji
kaynaklarının dünya üzerindeki asimetrik dağılımı nedeniyle enerji kaynaklarını
kontrol etmek bu yüzyılın ana çekişmesi olarak ortaya çıkmıştır. Geleceğe
yönelik enerji ihtiyacı projeksiyonlarında, örneğin 2035’de ihtiyacın %50
artacak olması, AB’nin 2030’da doğal gaz ihtiyacının %85’ni ithal edecek olması
gibi katlanarak giden artış senaryoları ülkeleri paniğe sevk ederken enerji
güvenliğine yönelik faaliyetlerin artmasına neden olmuştur (Çelikpala,
2014) .
Şu anda gelişmiş ülkelerdeki kişi başına petrol tüketimi yıllık 14 varilken bu
durum gelişmekte olan ülkelerde 3 varil civarındadır. Tüketim hızla artmakta
olduğundan 3 varilin 6 varil ortalamaya çıkması devasa bir ekonomi yaratacaktır (Yergin D. I.,
2011) .
1990’lardan önce enerji güvenliği sadece
enerji çeşitliliği ve devamlılığı iken, bu tarihten sonra İran-Irak Savaşı,
Irak’ın Kuveyt’i işgali ve Körfez savaşı gibi çatışmalar, dondurulmuş çatışma
modelleri ile istikrarsızlık yaratmaya yönelik siyasi yaklaşımlar, Asya
ekonomik krizi gibi petrol fiyatlarını bir anda artıran ekonomik krizler,
çevresel faktörler ile doğal afetler de enerji güvenliği kavramı içerisinde
değerlendirilmeye başlanmıştır (Çelikpala, 2014) .
2006 yılında Rusya’nın AB giden doğalgazı
Ukrayna üzerinden kesmesi ile başlayan kriz enerji güvenliğinde paradigma
değişikliğine sebep olmuş, kavrama enerji güvenliğinin jeostratejik ve
jeopolitik boyutları da eklenmiştir. Çatışmaların ve tehditlerin doğasındaki bu
değişim doğal olarak enerji güvenliğini de doğrudan etkilemektedir.
Günümüzde enerji güvenliği aşağıdaki
etapların tamamının güvenliğini kapsamaktadır. Enerjinin akış etapları (Saygın,
Uluslararası Enerji Politikaları ve Güvenliği, 2016) :
-Enerji kaynakları,
-Ulaştırma,
-Enerjinin dönüşümü,
-İletim ve dağıtım,
-Enerji kullanımı.
Yukarıda sayılan
akış etaplarından herhangi birinde yaşanacak aksama, akışın kesilmesine ve
azalmasına sebebiyet vereceğinden enerji fiyatlarının dalgalanmasında doğrudan
etkili olacaktır. Böylece ihtiyaç miktarının, zamanında, makul fiyatla
tüketiciye ulaşımı etkilenmiş olacaktır. Enerji akış etaplarının güvenliği,
enerji güvenliği demektir ve yüzyılımızda buna yönelik tehditler; terör
(küresel ve bölgesel terör örgütleri, radikal dinci hareketler, istihbarat
örgütlerinin dolaylı terörü), hırsızlık, siber saldırı, doğal afetler, finansal
kriz, zayıf yönetime sahip ülkeler, iç çatışmalar, iklim değişikliği ve
çevresel felaketler, kaynak ve aktarımın olduğu bölgelerdeki siyasi
istikrarsızlıklar ve çatışmalar ve enerjinin silah olarak kullanılmasıdır.
Tüm bu tehditler enerji güvenliğinin yeniden
değerlendirilmesini ve buna yönelik yaklaşımların da bu çerçevede
güncellenmesini gerektirmektedir.